YARANOZ AKLA DÜŞÜNCE / Mehmet Emin Türkyılmaz
İçimde sevdasın ey doğduğum köy! Hasretin bir başka vuruyor artık Çağır evladını; şu gurbetten soy! Özlemin gönlümü yoruyor artık; Sende yaşayana lâf gelir bu söz Kendini gurbetten dinle Yaranoz! ; Yıllar öncesiydi; harman misâli Bir bir yad ellere savrulduk, gittik Fakiri, zengini, hırçın, uysalı Geçim derdi dedik; doğrulduk gittik; Nice yas bıraktık, nice yaşlı göz Ağladık, ağlandık… Ya sen Yaranoz? Her bir karışında izimiz varken Başka diyarları vatan eyledik Kabanlar, çayırlar bizlere darken Dört duvar evleri mekân eyledik; Ey! Sağında Yavan, solu Zariyoz Sorayım da anlat! Anlat Yaranoz!: Gecenin bir vakti karşı korukta Atışır mı hâlâ bizim çakallar? Çisa’da, Barli’da, hele Porsuk’ta Görülür mü yine o eski hâllar? Hark’ın kapanır mı deren taşınca? Dink’in ve dübeğin çalışıyor mu? Sepetteki kumbul boyu aşınca Dizler o yüklere alışıyor mu? Duruyor mu bilmem eski yerinde Kerdeli dolduran uzun oluklar Kendini boğar mı kendi terinde Kestane kumucu soyan topuklar Sabah ezanıyla sırta çıkar mı? Değirmene doğru eski zâreler Taşın arkadasından dönüp bakar mı? Aslı sıçan olan gâvur fareler! Madika kalktı mı, birdubir var mı? Mile delikleri oyuk mu hâlâ? Domuzlar tarlayı dalıp, kırar mı? Tilkiler kümese olur mu belâ? Hohor görünür mü, Kuggu öter mi? Pelitin dalına konar mı karga? Hemit'un atında aynı semer mi? Kösre ve orakta sürer mi kavga? Ta Bayburt'tan lazut derdine düşüp Seyfeddin düşer mi acab avliya Hızır'la rüyada gizli görüşüp Deme nahelefler oldu evliya Dinamit sesiyle kafayı bulan Hangi sarhoş balık vurur karaya? Durur mu yerinde acaba dalyan? Ğovit mi bu sabah girdi sıraya? Yıldızlı gecede; ay ışığında Yanıp da söner mi Çarambula'lar? Romanya üzümü sarmaşığında Kokarken, olur mu hep muşmulalar? Yağli - balli var mı düğünlerinde? Kolofların yine öyle kokar mı? Karakancilo'lar kaldı mı dünde? Döşek, Tavara'dan gene korkar mı? Şişeli lambanın kırık camında Horoma kalkar mı o eski fitil? Ahırın altında, otluk damında Ağaç gölgeleri olur mu kortil? Çay alım evlerin mahşer yeri mi? Yine eksperlerin yüzü asık mı? Yokuşlardan akan alın teri mi? Kadının çilesi aşa katık mı? Ahırda durur mu kofin, kuviça? İnek bekliyor mu küçük çocuklar? İşlenir mi dantel ve kanaviçe? İpe asılır mı eski yayıklar? İştahla yenir mi yağlı ekmeğin? Pekmez tavaların kalaylandı mı? Korkot çorbası mı sıcak yemeğin? Kâğan ve folos’lar kolaylandı mı? Usta göz kararı bir tartılıp da Yağlı taştan pleki oyuluyor mu? Körükte demirler kızartılıp da O çekiç sesleri duyuluyor mu? …………………………………… Hayır! Mahzunlaşma; suç sende değil Ahlanıp, vahlanma! Zaman değişti Birlikte ettik de yeniye meyil Beklenti değişti, güman değişti; Yiğidin tahtına oturup moloz Molozluklar tarih oldu Yaranoz! Hâni, Ços yolunda sıralanmamız? Hani Ğaleka’ya koşuşturmalar? Nerede yarlardan yuvarlanmamız? Nerede işleri savuşturmalar?; Issız korukların, dere, Patakoz Hasretle anarız… ya sen Yaranoz? Okulun harâbe, sınıflar bomboş Cıvıl cıvıl şenlik eksik yollardan Duyulur mu o ses: “ hadi oğlum koş!” Sormamız mümkün mü bunu yıllardan?; Mâzi, sînemizde sönmeyen bir köz Seni çok özledik...Ya sen Yaranoz? Düşüp girdabına boş engellerin Bayramlarda olsun buluşamadık Bizi uğurlayan yaşlı ellerin Son nefeslerine kavuşamadık!; Bir hayat ki dünya; hem yap hem de boz Bozduk ve bozulduk… Ya sen Yaranoz? Nur yüzlü dedeler, nineler nerde? Ya amca, dayılar, yengelerimiz? Bu nasıl pişmanlık, düşürüp derde Bozar ve bozulur dengelerimiz; Gözlerdeki neme sebep değil toz Geçmişe yanarız… Ya sen Yaranoz? Dua et! Kavuşsun gurbet sılaya Bu defa solduran hasretler solsun Bir şükür vaktinde eller Mevlâ’ya Açılıp bizlerin bayramı olsun; Sen; ruhun özlemi, biz; sendeki öz Kimliğimde anlam sensin Yaranoz!... İstanbul – 05 / 05 / 2009 Mehmet Emin Türkyılmaz |